öncesinde: http://blogyagmuru.blogspot.com/2010/11/kimseyle-konusmuyorum-artk.html
Ölüm bir ten kokusu kadar yakındı Yağmur'a.
Dokunup hissetirmeyecek kadar değmişti ya da.
Ve O,Aynaya bakan Yağmur, hayatının sınırlarını görmeyi başarmıştı bu yaşam oyununda.
Bir trafik kazasıyla..
Eski yaşlı arabasını eski yaşlı bir ağaca vurduğundan beri yaşadığı o boşluk kokan zamandan sonra,
alçılı ayağı ve küçük bantlarla kaplı suratıyla evine yollanmıştı güneş ağarırken.
TAksiden inip, taksicinin yardımıyla evine adım atmıştı sonunda
ÜZerinden bir kamyon geçmiş gibi yorgundu ruhu ve yaşlı bir ağaca çarpmış kadar sızı doluydu bedeni.
İçine çekti kokuyu.
Tanıdıktı: Terk edilmişlik kokusu.
Ceviz ağacından yapılmış işlemeli sehpanın üzerinde bıraktığı bitki çayının küflenmeye yüz tutan dibini gördü. Yüzünü ekşitti. Değnekleriyle hareket ederek odadan aldığı bardağı mutfağa götürdü. Lavaboya koydu, biraz su akıttı üzerine. Yeni uzuvlarıyla ilişkisi acemiceydi.ARada sendelese de küfür etmedi bu defa. Sinirleri alınmış gibiydi saatlerdir.
Yorulmuştu üstelik. Deli gibi yorgundu. Aslında kimseyi görmek istemeyecek kadar hareketsizleşmişti içindekiler
Hazır mutfağa gitmişken,yıllardır uyuşmuş ruhunu anımsadı ve kahve makinesini çalıştırdı, birkaç dakika sert kahvesinin bardağına dolmasını bekledi sabırla. Aniden karar değiştirip salona geçti. Arşivden özenle arayıp bulduğu en sevdiği şarkıları kaydettiği Cd’sini taktı müzik setine.
Odayı naif bir melodi, utangaç bir dokunuş kapladı. Bu uymu bozarcasına buradayım ben diyen kahve makinesinin uyarı sesi çınladı aniden. Asi ve tiz bir sesle.
Yağmur huzurunu bozmadan,topallaya topallaya gidip kahvesini aldı, salondaki yeşil deri koltuğuna yaslanıp, sallanmaya başladı. Uyudu uyuyacaktı, güneşin ılık sıcaklığı üzerine çöküyordu bu sessizlikte.
Yalnızlık katran gibi kaplamıştı sarı papatyaları, ayağı sızlıyordu;melodi berrak bir aydınlık katıyordu derin saklanmışlara,içinde kalan yumuşaklıklar sızlıyordu. Gözünden yaş damladı belli belirsiz, sağ gözünden. Çünkü sağa doğru çevirmişti başını ve tam dudaklarını aralayıp boşluğa bir şeyler fısıldayacakken telefon çalmaya başladı. O sert ve keskin telefon sesi ısrarla kapladı etrafı. Aniden irkildi Yağmur. Gözlerini araladı, rüyadan uyanır gibi şaşkındı. Halbuki birkaç dakika bile olmamıştı gözlerini kapatalı. Uzandı, ahizeyi kaldırdı.
Alo?
Geliyorum yanına 10 dakikaya.
Ne?
Pat!
Bir süre anlamaya çalıştı konuşanın kim olduğunu. Telefon ne olduğunu anlayamadan kapanınca daha bir netleşti kafasındaki soru işaretleri: Lucas. Ne zaman dönmüştü, nereden bulmuştu onu, neden bu kadar heyecanlı idi?
Kahvesini yudumlamaya devam etti. Ayağı fena sızlıyordu. Yumuşak bir yastık üzerine uzattı ayaklarını. Yüreği fena sızlıyordu. Sert bir geçmişi üzerini kapattı yüreğinin.
Geçmişinden geleceğine bu denli hızlı ve cesur bir aramayla akmaya çalışan adamı hatırlıyordu. Belirsizlikler zihninde karıncalanmalar yaratıyordu. Kalbi hızlı atmaya başladı.İçini bir kaos kaplıyordu. Artık başı da dönmeye başlamıştı. Bir şişe şarap bitirmiş gibi ya da bir tutam ot çekmiş gibi hızla kaybediyordu gerçekliği. Kontrolünü yitirmeye başlamıştı sanki, dümenler kırılmış, güverte başına buyruk hareket ediyordu . Lodos yönetiyordu iç denizlerini ve O, bu denizlerde dümensizce yol alıyordu. Midesi bulanmaya başladı, işte o azgın dalgalar yine içini kaldırmıştı. Karnında garip bir hafifleme ile zihnindeki o ağırlaşma birbiriyle savaşıyor, iç savaşta büyük kayıplar veriliyordu. Eli titremeye başladı, kahvesini düşürdü yere. İki ses birbirine karıştı.
Kapının yumruklanma sesi ile porselenin parçalanma sesi.
Ne kadar da benziyordu bu sesler iç savaşındakilere..
RUMĞAY
Yağmur' daki yansımalardır kelam
30 Kasım 2010 Salı
8 Kasım 2010 Pazartesi
kendine mektuplar
öncesinde >>> http://blogyagmuru.blogspot.com/ <<<
Bugün İstanbul Soğuktu
Ruhların karşıdan karşıya geçmek için günlerce beklediği bir kırmızı ışıklar trafiğiydi bu yaşam.
Omuzlarıma ağrılar girmişti
İnanın her kas zerreme birer dünya oturmuş gibi kıvranıyordum
ve
Ruhum parçalanmış, parçaların her birinin üzerine birer isim kazınmıştı
Toplama bir bilgisayar gibi şöyle böyle bir kaliteydim geçmişimi şimdiden çıkardığımda
Ve bugün,
işte bu soğuk sıkışık kırmızı ruhlar gününde
Küçük kedime mamasını verdim
Zarfı çantama koydum.
evimden çıktım.
Dolmakalemimin kapağını açık unuttuğumu hatırlayıp, yarı yoldan döndüm
Sonra
Pazar kalabalığından geçtim
Evet belki anladınız
ben
Kendime mektup atacaktım
Her hafta düzenli olarak posta kutuma düşerdi sarı bir zarf
ve
Cevaplarıma da hep cevap verirdim
ısrarla
Her zamanki gibi
Postacı Rüstem' e verdim zarfı
gülümsedi yine pos bıyıklı memur amcam
Uzun sürmedi işim
PTT den çıktım
Karşımdaki bankta genç bir kadın
kağıda bir şey karalıyor
küçük bir çocukla muhabbet ediyor sakin sakin
YA da şaşkın şaşkın.
O an
Tüm hücrelerimle
Genç kadına yaklaşmak istedim
Onun ruhuna dokunmak..
Ama yapamadım
Yapamadım mı bilmiyorum
Vakit kayvbetmeden
köşedeki eski bir kitapçıya girdim
Bir yandan da gözüm kadındaydı
Zaman hızlı akıyordu yine
Çocuk bir süre sonra yanından ayrıldı kadının
ve O, bu garip çocuğun arkasından uzun uzun baktı
YAzmaya devam edemedi
ETmedi ya da .
Halbuki güneşten sıcaklık yayar gibi yazıyordu kelamları
derken
ayağa kalktı
işte kağıtları çantasına sıkıştırıverdı huzurlu bir sıkıntıyla
Hızlı adımlarla
Merdivenlerden çıkmaya başladı
Flaubert' in bir kitabını alıp,kapıdan çıkıverdim ben de
İşte
ARtık ben de o kadının arkasındayım:
Bugün İstanbul Soğuktu
Ruhların karşıdan karşıya geçmek için günlerce beklediği bir kırmızı ışıklar trafiğiydi bu yaşam.
Omuzlarıma ağrılar girmişti
İnanın her kas zerreme birer dünya oturmuş gibi kıvranıyordum
ve
Ruhum parçalanmış, parçaların her birinin üzerine birer isim kazınmıştı
Toplama bir bilgisayar gibi şöyle böyle bir kaliteydim geçmişimi şimdiden çıkardığımda
Ve bugün,
işte bu soğuk sıkışık kırmızı ruhlar gününde
Küçük kedime mamasını verdim
Zarfı çantama koydum.
evimden çıktım.
Dolmakalemimin kapağını açık unuttuğumu hatırlayıp, yarı yoldan döndüm
Sonra
Pazar kalabalığından geçtim
Evet belki anladınız
ben
Kendime mektup atacaktım
Her hafta düzenli olarak posta kutuma düşerdi sarı bir zarf
ve
Cevaplarıma da hep cevap verirdim
ısrarla
Her zamanki gibi
Postacı Rüstem' e verdim zarfı
gülümsedi yine pos bıyıklı memur amcam
Uzun sürmedi işim
PTT den çıktım
Karşımdaki bankta genç bir kadın
kağıda bir şey karalıyor
küçük bir çocukla muhabbet ediyor sakin sakin
YA da şaşkın şaşkın.
O an
Tüm hücrelerimle
Genç kadına yaklaşmak istedim
Onun ruhuna dokunmak..
Ama yapamadım
Yapamadım mı bilmiyorum
Vakit kayvbetmeden
köşedeki eski bir kitapçıya girdim
Bir yandan da gözüm kadındaydı
Zaman hızlı akıyordu yine
Çocuk bir süre sonra yanından ayrıldı kadının
ve O, bu garip çocuğun arkasından uzun uzun baktı
YAzmaya devam edemedi
ETmedi ya da .
Halbuki güneşten sıcaklık yayar gibi yazıyordu kelamları
derken
ayağa kalktı
işte kağıtları çantasına sıkıştırıverdı huzurlu bir sıkıntıyla
Hızlı adımlarla
Merdivenlerden çıkmaya başladı
Flaubert' in bir kitabını alıp,kapıdan çıkıverdim ben de
İşte
ARtık ben de o kadının arkasındayım:
4 Kasım 2010 Perşembe
ben ORTA (yaşlı) İskender
öncesinde >>> http://blogyagmuru.blogspot.com/ <<<
Bir kadını sevmiştim
Şimdi düşünüyorum da,
Uzun zaman oldu
Aynı iş yerinde çalışıyorduk
YAzıyorduk
MEsleğimiz yazmaktı!
BEn dış haberlerdeydim, o siyaset bölümünde
GAzeteciydik yani.
Bİr gün, patronun O'ndan istemediği bir yazıyı yazması için ısrar ettiği güne kadar yanımdaydı
Seviştiğim ilk kadındı
Gözlerine bakıp duygusallaşmadan aşık olduğum tek kadın
Ben hep rakı içerdim, o binlerce bardak bira
Ben hep O'nu koklardım,O ise hep ölümden korkardı
KArşımda, pencere kenarındaki masada çalışırdı gün boyu
Bazı geceler kitap okumaktan ayrılamazdı masasından
Kendine özgü bir dünya oluşturmuştu kalorifer kenarında
AĞırlamazdı beni hiç
hiç
Ama ben bir şekilde O'nu izlerdim yabancı dilden kelimeler arasından sıyrılıp
Sık sık seyahat etmem öldürdü bizi
Barcelona'ya gittiğim bir gezi uzadı,oradaki büroya atandım
YApraklar gibi savruldum, duygularımı gösteremedim, erittim tüm buzları yana yana
Şİmdi aklıma geldi
O kadın..
Yağmur gibi kokan
Toprak gibi açan kadın!
Kİm bilir ne yapıyordur
İstanbul'da mıdır hala?
BEni düşünüyor mudur?
Şimdi ben
Bu soğuk AVrupa şehrinde,
Brüksel'de
ruhumu esir bırakmışken diplomatik kelimelere
O özgürleşebildi mi acaba?
Ah geçmiş,
ne güzel kokuyorsun bu nisan yağmuruyla!
Bu düzenli şehrin sokaklarındaki bisiklet düdükleri alıyor beni senden
KAdınım!
Kanatlarını kanatmadan durabildin mi?
Açılabildin mi gökyüzüne gözlerin kapalı?
Şimdi,
yazmam gerekecek yine binlerce yabancı kelime
ve
SEnden uzaklaşacağım bu daktilomsu etiketlerin gölgesinde
Bir sigara daha yakacağım
bir daha
bir daha
üstelik
ARtık rakı da yok burada,
sert bir konyak dikeceğim ağzıma
Isınacağım
Üşüdü içim zamandan
Yıllar asırlar gibi geçti üzerimizden sanki
PAslandı ruhumuzun en ıslak yerleri!
Hayır, açmamalıyım seni
tarihi bir parşömeni kaldırırcasına..
hem
Birazdan karım gelir, suratıma bakar, anlar !
Zaten bilmeyen var mı seni?
ÖZledim dudaklarını
bakışlarını
kokunu
tadını
Ama gitmem lazım şimdi ruhundan
MAlum,
seni bıraktığım gelecek
geçmişi unutturmak için an'ı kullanıyor işte!
Bu arada,
BEni hatırladın değil mi genç kadın?
ARtık büyüyen
ama sıcak delhizlerinde küçük kalmak isteyen İskender ben!
An'a sıkışıp kalan,
ama ancak
Anılaşan İskender..
ORta iskender!
Bir kadını sevmiştim
Şimdi düşünüyorum da,
Uzun zaman oldu
Aynı iş yerinde çalışıyorduk
YAzıyorduk
MEsleğimiz yazmaktı!
BEn dış haberlerdeydim, o siyaset bölümünde
GAzeteciydik yani.
Bİr gün, patronun O'ndan istemediği bir yazıyı yazması için ısrar ettiği güne kadar yanımdaydı
Seviştiğim ilk kadındı
Gözlerine bakıp duygusallaşmadan aşık olduğum tek kadın
Ben hep rakı içerdim, o binlerce bardak bira
Ben hep O'nu koklardım,O ise hep ölümden korkardı
KArşımda, pencere kenarındaki masada çalışırdı gün boyu
Bazı geceler kitap okumaktan ayrılamazdı masasından
Kendine özgü bir dünya oluşturmuştu kalorifer kenarında
AĞırlamazdı beni hiç
hiç
Ama ben bir şekilde O'nu izlerdim yabancı dilden kelimeler arasından sıyrılıp
Sık sık seyahat etmem öldürdü bizi
Barcelona'ya gittiğim bir gezi uzadı,oradaki büroya atandım
YApraklar gibi savruldum, duygularımı gösteremedim, erittim tüm buzları yana yana
Şİmdi aklıma geldi
O kadın..
Yağmur gibi kokan
Toprak gibi açan kadın!
Kİm bilir ne yapıyordur
İstanbul'da mıdır hala?
BEni düşünüyor mudur?
Şimdi ben
Bu soğuk AVrupa şehrinde,
Brüksel'de
ruhumu esir bırakmışken diplomatik kelimelere
O özgürleşebildi mi acaba?
Ah geçmiş,
ne güzel kokuyorsun bu nisan yağmuruyla!
Bu düzenli şehrin sokaklarındaki bisiklet düdükleri alıyor beni senden
KAdınım!
Kanatlarını kanatmadan durabildin mi?
Açılabildin mi gökyüzüne gözlerin kapalı?
Şimdi,
yazmam gerekecek yine binlerce yabancı kelime
ve
SEnden uzaklaşacağım bu daktilomsu etiketlerin gölgesinde
Bir sigara daha yakacağım
bir daha
bir daha
üstelik
ARtık rakı da yok burada,
sert bir konyak dikeceğim ağzıma
Isınacağım
Üşüdü içim zamandan
Yıllar asırlar gibi geçti üzerimizden sanki
PAslandı ruhumuzun en ıslak yerleri!
Hayır, açmamalıyım seni
tarihi bir parşömeni kaldırırcasına..
hem
Birazdan karım gelir, suratıma bakar, anlar !
Zaten bilmeyen var mı seni?
ÖZledim dudaklarını
bakışlarını
kokunu
tadını
Ama gitmem lazım şimdi ruhundan
MAlum,
seni bıraktığım gelecek
geçmişi unutturmak için an'ı kullanıyor işte!
Bu arada,
BEni hatırladın değil mi genç kadın?
ARtık büyüyen
ama sıcak delhizlerinde küçük kalmak isteyen İskender ben!
An'a sıkışıp kalan,
ama ancak
Anılaşan İskender..
ORta iskender!
3 Kasım 2010 Çarşamba
Gramafon çalıyor Beyoğlu'nda!
öncesinde >>> http://blogyagmuru.blogspot.com/ <<<
Ve yumduğu gözlerini araladı kadın kapıyı kapatınca
Uzunca bir süre uyanık olduğu halde sessizce yatmıştı öylece
Kadın kalkmış, titrek adımlarla odada şöyle bir dolanmış, krem rengi perdeleri aralamış, içeri titrek güneş ışığını doldurmuş, sonra içimdeki savaşı kazandım edasıyla eşyalarını aramak için odaya yönelmişti.
Tam o anda yüzünde bakışını hissetmişti kadının
Kararsızlık akıyordu ılık ılık.
Gülümsemek istedim bakışını hissedince. Ama ancak bir Rodin heykeli kadar insandım o anda. Birazdan evden çıkacağını biliyordum. TEk bir söz bile etmeden. Alışıktım.Hem yüzünü seçemeyecek kadar alkol kokarak geldiği bu adamın evinden hafif yaralarla kurtulmaya bakacaktı tez vakitte
biliyordum.
Yüzleşmek istemiyordu benimle. Ağzımdan çıkacak her söz tonlarca ağır olabilirdi, saçmalayabilirdik, açıklama yapmak zorunda kalabilir, sanki yüz yıllık evli gibi hesap verme durumuna sokabilirdik kendimizi.
Susmalıydık.
VE bunu ben sağlayacaktım. (Yine)
Çünkü her sabah 6' da kalkan bendim. Uyanıktım ama uyanmamalıydım. KAlkıp gidemezdim, kendi evimdeydim.
DAhası kendimden bahsetmeyecektim. (Yine)
Her zamanki gibi.
Sonra ayağa kalktım
Koltuğun yanında, küçük komidinin üzerinde gülümseyen gramafona doğru gittim.Pikaplar arasından en sevdiğimi seçip, gözlerimi kapattım.
je ne veux pas travailler .Pink Martini'den.
Boşluğa şekiller çizdim ellerimle
Görünmez bir orkestra yönetir gibi
Sonra
Ilık küçük dönüşlerle pencereye doğru yöneldim
Evimin küçük yatak/çalışma odası eski beyoğlu apartmanının 2.katındaydı. Uzun merdivenlerden anca inmiş olacaktı ben pencereye gidene kadar.
VE mutlaka arkasına bakacaktı
GEceyi nerede geçirdiğini merak edecek, gözleriyle pencereyi süzecekti
Elbette ki beni görmek umuduyla değil, acaba bir şey unuttum mu ruhumdan? korkusuyla.
Pencereye yaklaştığımda perdeyi yarısına kadar araladım ve gözlerimi tam o sırada apartmandan çıkarak belirsiz adımlarla uzaklaşan kadına diktim.
Montunu silkeliyordu
Sanki bir şeyleri istemiyormuş gibi geçmişinden
KAğıtlara, kalemlere, tek kişilik koltuğa, gramafona, kasvetli bir odaya ya da karalanmış onlarca saman kağıda bakıp yanlış anlamayın beni (Sakın)
Bu kadının arkasından da klasik senaryolu bir aşk öyküsü için filan bakmıyorum
Kadın cinsiyle alıp veremediğim de yok
hani acı çektireyim de Don juan'lıklarımla egomu şişireyim gibi
ya da şiirlerle ruhlarını kendi mağaralarımda eriteyim yalanları
Saçma şeyler bunlar!
Ama evet, ben bir yazarım.
mağarası olan bir hayvan gibi.
BAsit bir yazar yani, köşelere bucaklara yazan
Bilimsel bir şiirsellikle
Her neyse, müzik de değişecek birazdan
la soledad çalıyor işte!
BENim ruhumun piyano dokunuşları gibi..
Eski evimde bir piyanom vardı benim
Küçüklüğümden beri çalardım
Satmak zorunda kalmasaydım hala devam edebilirdim, hatta bu şarkıyı bile çalardım şimdi oturup. Gerçi bu odaya sığamazdı o güzelim Baldwin'im.
Kadın döndü arkasına!
Epey de uzaklaşmıştı oysa
Ve şarkıda piyanonun yerini keman aldı!
BEni gördü pencerede
ŞAşırdı
Gülümsedi umarsızca
Korku karıştı
Duraksadı
Başımı hafifçe eğerek gidişini onayladım
Gülümsedi
VE yürüdü öylece.
Perdeyi kapattım, yerden bira şişesini alıp çöp tenekesine attım. Kıyafetleri toparladım, yatağı örttüm, battaniyeyi yerine koydum.
Telefonu kaldırdım,
sevdiğim bir kadını aradım.
Dııtt
Dııtt.
3.çalış
Tam kapatacakken uykulu bir ses
Biraz huzursuz
-Alo..
-Aslı,benim.
Sana Geliyorum birazdan.
Ve yumduğu gözlerini araladı kadın kapıyı kapatınca
Uzunca bir süre uyanık olduğu halde sessizce yatmıştı öylece
Kadın kalkmış, titrek adımlarla odada şöyle bir dolanmış, krem rengi perdeleri aralamış, içeri titrek güneş ışığını doldurmuş, sonra içimdeki savaşı kazandım edasıyla eşyalarını aramak için odaya yönelmişti.
Tam o anda yüzünde bakışını hissetmişti kadının
Kararsızlık akıyordu ılık ılık.
Gülümsemek istedim bakışını hissedince. Ama ancak bir Rodin heykeli kadar insandım o anda. Birazdan evden çıkacağını biliyordum. TEk bir söz bile etmeden. Alışıktım.Hem yüzünü seçemeyecek kadar alkol kokarak geldiği bu adamın evinden hafif yaralarla kurtulmaya bakacaktı tez vakitte
biliyordum.
Yüzleşmek istemiyordu benimle. Ağzımdan çıkacak her söz tonlarca ağır olabilirdi, saçmalayabilirdik, açıklama yapmak zorunda kalabilir, sanki yüz yıllık evli gibi hesap verme durumuna sokabilirdik kendimizi.
Susmalıydık.
VE bunu ben sağlayacaktım. (Yine)
Çünkü her sabah 6' da kalkan bendim. Uyanıktım ama uyanmamalıydım. KAlkıp gidemezdim, kendi evimdeydim.
DAhası kendimden bahsetmeyecektim. (Yine)
Her zamanki gibi.
Sonra ayağa kalktım
Koltuğun yanında, küçük komidinin üzerinde gülümseyen gramafona doğru gittim.Pikaplar arasından en sevdiğimi seçip, gözlerimi kapattım.
je ne veux pas travailler .Pink Martini'den.
Boşluğa şekiller çizdim ellerimle
Görünmez bir orkestra yönetir gibi
Sonra
Ilık küçük dönüşlerle pencereye doğru yöneldim
Evimin küçük yatak/çalışma odası eski beyoğlu apartmanının 2.katındaydı. Uzun merdivenlerden anca inmiş olacaktı ben pencereye gidene kadar.
VE mutlaka arkasına bakacaktı
GEceyi nerede geçirdiğini merak edecek, gözleriyle pencereyi süzecekti
Elbette ki beni görmek umuduyla değil, acaba bir şey unuttum mu ruhumdan? korkusuyla.
Pencereye yaklaştığımda perdeyi yarısına kadar araladım ve gözlerimi tam o sırada apartmandan çıkarak belirsiz adımlarla uzaklaşan kadına diktim.
Montunu silkeliyordu
Sanki bir şeyleri istemiyormuş gibi geçmişinden
KAğıtlara, kalemlere, tek kişilik koltuğa, gramafona, kasvetli bir odaya ya da karalanmış onlarca saman kağıda bakıp yanlış anlamayın beni (Sakın)
Bu kadının arkasından da klasik senaryolu bir aşk öyküsü için filan bakmıyorum
Kadın cinsiyle alıp veremediğim de yok
hani acı çektireyim de Don juan'lıklarımla egomu şişireyim gibi
ya da şiirlerle ruhlarını kendi mağaralarımda eriteyim yalanları
Saçma şeyler bunlar!
Ama evet, ben bir yazarım.
mağarası olan bir hayvan gibi.
BAsit bir yazar yani, köşelere bucaklara yazan
Bilimsel bir şiirsellikle
Her neyse, müzik de değişecek birazdan
la soledad çalıyor işte!
BENim ruhumun piyano dokunuşları gibi..
Eski evimde bir piyanom vardı benim
Küçüklüğümden beri çalardım
Satmak zorunda kalmasaydım hala devam edebilirdim, hatta bu şarkıyı bile çalardım şimdi oturup. Gerçi bu odaya sığamazdı o güzelim Baldwin'im.
Kadın döndü arkasına!
Epey de uzaklaşmıştı oysa
Ve şarkıda piyanonun yerini keman aldı!
BEni gördü pencerede
ŞAşırdı
Gülümsedi umarsızca
Korku karıştı
Duraksadı
Başımı hafifçe eğerek gidişini onayladım
Gülümsedi
VE yürüdü öylece.
Perdeyi kapattım, yerden bira şişesini alıp çöp tenekesine attım. Kıyafetleri toparladım, yatağı örttüm, battaniyeyi yerine koydum.
Telefonu kaldırdım,
sevdiğim bir kadını aradım.
Dııtt
Dııtt.
3.çalış
Tam kapatacakken uykulu bir ses
Biraz huzursuz
-Alo..
-Aslı,benim.
Sana Geliyorum birazdan.
2 Kasım 2010 Salı
bir biranın günlüğü-2(sonra)
Romantik sayılmam ben
Ben
yani Bira,
biraz melanolik ve bayağı da bireyselimdir
Şarap gibi değilimdir özetle
Votka gibi damardan hiç değil
ORta karar işte!
Ama şimdi Allah'ı var
SEvildim mi
ben daha çok severim içenimi
özleriz birbirimizi anlayacağın
O kadın
Hatırladınız değil mi?
Adı Yağmur olan.
O'nunla aramızda olanlar da biraz bu misal işte
Bir garip ahbaplık !
Mesela
Tahmin etmişsinizdir
O'nu yalnız bırakmadım o gece
Halbuki o kendini nicedir yalnız
terk edilmiş
bir PİÇ gibi bırakıvermişti
hayatın genel evlerinde!
O adamı gördüğünde
O'nu ruhuna davet ettiğinde bile
yapayalnızdı
Ama
Damarlarında ben vardım
Hissediyordum onu
Boşvermişliğini
Korkaklığını
Aşk arzusunu
Halbuki nasıl söylemeliydi ona
aşk bir düelloda öldü
Asır geçti kahpece katledilişin üzerinden
Mumyalandı, sergilendi, gerçek-sahte birbirine girdi ve insanlar aşkın piskozları artık!
Dünya tımarhaneye döndü,
ama hasat yok
Kurudu bitti sevgiler, umutlar, düşler
Misal
KAçınız dün gördüğü düşü hatırlıyor?
KAçınız dokunabiliyor sevdiğine ilk kez dokunur gibi?
Kaçınız yatağa yarın bambaşka bir gün olacak umuduyla yattı dün gece?
Yalanlara inanma yudumları içmeli hayattan
Gerçeklere kanma naraları atmalı
Gözyaşlarına dokundurmamalı hayatta
Halbuki
Onların içinde bile ben vardım o gece
Terleyen teninde, ıslanan kasıklarında
Ruhunda ben vardım,
ben
hani aşkın hain elçisi!
Günahkar gecelerin
Haram düşlerin şeytani sevgilisi!
Ve O,
daha da korktu benden her yudumda
Adama sarıldı usulca,
BEni O kurtacak umudunu yudumladı benim yerime
İnanmasa bile kendine
Boğuluyordu artık
Zaman durdu,
öpüşmüyordu
YAşadığı bir zindan ve bir işkence duasıydı sadece
Şİmdi
Kim kurtacaktı onu bu kahverengi odadan?
Bu adamın ruhu nasıl girmişti ruhuna bedeni diye?
Kulağına müstehcen sözler fısıldayan gerçeklik kimdi?
Hayır,direnmeliydi!
Damarlarında dolaşıyordum hala
Bir hırsız gibi parmak uçlarımda idim
Bir tango sahnesinde kıvrımlardaydım
Çığlıklara ekşilik katan o sıcak havanın kendisiydim!
Kendisini bulamayan bir gölge
Yere çarpana kadar büyüyen
çarptığı anda dağılan bir gölge!
YAğmur..
Ben
yani Bira,
biraz melanolik ve bayağı da bireyselimdir
Şarap gibi değilimdir özetle
Votka gibi damardan hiç değil
ORta karar işte!
Ama şimdi Allah'ı var
SEvildim mi
ben daha çok severim içenimi
özleriz birbirimizi anlayacağın
O kadın
Hatırladınız değil mi?
Adı Yağmur olan.
O'nunla aramızda olanlar da biraz bu misal işte
Bir garip ahbaplık !
Mesela
Tahmin etmişsinizdir
O'nu yalnız bırakmadım o gece
Halbuki o kendini nicedir yalnız
terk edilmiş
bir PİÇ gibi bırakıvermişti
hayatın genel evlerinde!
O adamı gördüğünde
O'nu ruhuna davet ettiğinde bile
yapayalnızdı
Ama
Damarlarında ben vardım
Hissediyordum onu
Boşvermişliğini
Korkaklığını
Aşk arzusunu
Halbuki nasıl söylemeliydi ona
aşk bir düelloda öldü
Asır geçti kahpece katledilişin üzerinden
Mumyalandı, sergilendi, gerçek-sahte birbirine girdi ve insanlar aşkın piskozları artık!
Dünya tımarhaneye döndü,
ama hasat yok
Kurudu bitti sevgiler, umutlar, düşler
Misal
KAçınız dün gördüğü düşü hatırlıyor?
KAçınız dokunabiliyor sevdiğine ilk kez dokunur gibi?
Kaçınız yatağa yarın bambaşka bir gün olacak umuduyla yattı dün gece?
Yalanlara inanma yudumları içmeli hayattan
Gerçeklere kanma naraları atmalı
Gözyaşlarına dokundurmamalı hayatta
Halbuki
Onların içinde bile ben vardım o gece
Terleyen teninde, ıslanan kasıklarında
Ruhunda ben vardım,
ben
hani aşkın hain elçisi!
Günahkar gecelerin
Haram düşlerin şeytani sevgilisi!
Ve O,
daha da korktu benden her yudumda
Adama sarıldı usulca,
BEni O kurtacak umudunu yudumladı benim yerime
İnanmasa bile kendine
Boğuluyordu artık
Zaman durdu,
öpüşmüyordu
YAşadığı bir zindan ve bir işkence duasıydı sadece
Şİmdi
Kim kurtacaktı onu bu kahverengi odadan?
Bu adamın ruhu nasıl girmişti ruhuna bedeni diye?
Kulağına müstehcen sözler fısıldayan gerçeklik kimdi?
Hayır,direnmeliydi!
Damarlarında dolaşıyordum hala
Bir hırsız gibi parmak uçlarımda idim
Bir tango sahnesinde kıvrımlardaydım
Çığlıklara ekşilik katan o sıcak havanın kendisiydim!
Kendisini bulamayan bir gölge
Yere çarpana kadar büyüyen
çarptığı anda dağılan bir gölge!
YAğmur..
bir biranın günlüğü-1(önce)
öncesinde >>> http://blogyagmuru.blogspot.com/ <<<
Ben bardaklara dolan ya da fıçıya ağız dayayıp içilen biranın ruhuyum
Ve size bu gün, ruhuna konuk olduğum bir kadını anlatmak için kelam doldum
Hadi başlayalım:
Her şey içeriye kalabalık bir genç grubun girmesiyle başladı
Sıkılıyordum
Pek de şenşakRAK olmayan parçalar çalıyordu siyah giyinimli adamlar
Etraf sigara dumanıyla mistik bir havayla dolmuştu
Bilen bilir;
Bana çok yakışır sigara, bayılırlar 70lik ve onlarca fırt izmarite
Yeni gençlerin işi de zor, eskiden daha bir Adam gibi olurdu müşterilerim
Neyse konuya dönelim :
Kadın girdiği andan itibaren bir melankolik kadar sert
bir vazgeçiş kadar yumuşaktı.
ASlında
Bu tip kadınları bilirsiniz,
sülük gibidirler .
Bir yandan şifa verir diye millet eline yüzüne yapıştırır bunları
bir yandan da 'Ayyy iğrenç!!' diye surat asarlar
İşte benim günün sülüğü adayım da içeri böyle girdi
Gri renkliydi
Arkadaşlarının yanına oturdu önce
Kahkahaların içinde iğreti duruyordu
Tamam da neden gelmişti o zaman?
TAbiki beni içmek için
Ki hemen bir 70lik söyledi benden
Geldiğinden beri ilk gerçek gülümsemesi beni eline aldığında
ve kokumu içine çektiğinde yayıldı yüzüne
Ama kimse görmedi bunu
(Zaten bakmıyorlardı)
Ben gördüm sadece
Çünkü köpüklenmiş bedenime bakarak,buğulaştırdığım bardağa dokunarak ve unutamadığı kokumu içine çekerek gülümsemişti
sessizce
Millet çok hızlı içiyordu beni
O
biraz daha yavaştı
Sarapçılardandı belki
Zaten sevişmeleri de öyle yavaş
öyle kendine özgü bir vahşilikte olurdu
ÖZellikle beni içtikten sonra hamur gibi kıvrılır
uyuturdu kendini
Sustu
KAhkalar konuştu
Arkadaşları onu da çekiştirdiler kalkarken piste!
I ıh
kalkmayacaktı
Kocaman elleriyle beni sarmaladı
Bİr yudum daha
Nasılsa beleş!
Bugün biralar doğum günü çocuğundan hediye tüm masaya
Boşaldım
TEkrar doldurdular benden
yine 70lik!
Eline yeni halimi alıp
ayağa kalktı
Önce biraz sendeledi
Uyuşmuş parmak uçlarını hissetti
Sonra çişini
Bende sevmediği tek şey buydu ..
Duvarların sıcaklığını hissedemeden uzaklaştı gözden
Duman altında kalıverdi
Duygularını üste çıkardı
Üstünü sonra çıkaracaktı
Rock patlatan çocuklara baktı
Tiksindi her şeyden
UZatmadı geceyi
Tekrar boşaldım kadının içine
140lik!
Bir daha almalıydı benden
Bağımlılıktım ben
Ve barmenin yanına gitti
Ben 50lilik oldum o anda
Oturdu
ve Onunla tanıştı
Ben bardaklara dolan ya da fıçıya ağız dayayıp içilen biranın ruhuyum
Ve size bu gün, ruhuna konuk olduğum bir kadını anlatmak için kelam doldum
Hadi başlayalım:
Her şey içeriye kalabalık bir genç grubun girmesiyle başladı
Sıkılıyordum
Pek de şenşakRAK olmayan parçalar çalıyordu siyah giyinimli adamlar
Etraf sigara dumanıyla mistik bir havayla dolmuştu
Bilen bilir;
Bana çok yakışır sigara, bayılırlar 70lik ve onlarca fırt izmarite
Yeni gençlerin işi de zor, eskiden daha bir Adam gibi olurdu müşterilerim
Neyse konuya dönelim :
Kadın girdiği andan itibaren bir melankolik kadar sert
bir vazgeçiş kadar yumuşaktı.
ASlında
Bu tip kadınları bilirsiniz,
sülük gibidirler .
Bir yandan şifa verir diye millet eline yüzüne yapıştırır bunları
bir yandan da 'Ayyy iğrenç!!' diye surat asarlar
İşte benim günün sülüğü adayım da içeri böyle girdi
Gri renkliydi
Arkadaşlarının yanına oturdu önce
Kahkahaların içinde iğreti duruyordu
Tamam da neden gelmişti o zaman?
TAbiki beni içmek için
Ki hemen bir 70lik söyledi benden
Geldiğinden beri ilk gerçek gülümsemesi beni eline aldığında
ve kokumu içine çektiğinde yayıldı yüzüne
Ama kimse görmedi bunu
(Zaten bakmıyorlardı)
Ben gördüm sadece
Çünkü köpüklenmiş bedenime bakarak,buğulaştırdığım bardağa dokunarak ve unutamadığı kokumu içine çekerek gülümsemişti
sessizce
Millet çok hızlı içiyordu beni
O
biraz daha yavaştı
Sarapçılardandı belki
Zaten sevişmeleri de öyle yavaş
öyle kendine özgü bir vahşilikte olurdu
ÖZellikle beni içtikten sonra hamur gibi kıvrılır
uyuturdu kendini
Sustu
KAhkalar konuştu
Arkadaşları onu da çekiştirdiler kalkarken piste!
I ıh
kalkmayacaktı
Kocaman elleriyle beni sarmaladı
Bİr yudum daha
Nasılsa beleş!
Bugün biralar doğum günü çocuğundan hediye tüm masaya
Boşaldım
TEkrar doldurdular benden
yine 70lik!
Eline yeni halimi alıp
ayağa kalktı
Önce biraz sendeledi
Uyuşmuş parmak uçlarını hissetti
Sonra çişini
Bende sevmediği tek şey buydu ..
Duvarların sıcaklığını hissedemeden uzaklaştı gözden
Duman altında kalıverdi
Duygularını üste çıkardı
Üstünü sonra çıkaracaktı
Rock patlatan çocuklara baktı
Tiksindi her şeyden
UZatmadı geceyi
Tekrar boşaldım kadının içine
140lik!
Bir daha almalıydı benden
Bağımlılıktım ben
Ve barmenin yanına gitti
Ben 50lilik oldum o anda
Oturdu
ve Onunla tanıştı
31 Ekim 2010 Pazar
Simdi akilli adam konusuyor:
oncesinde >>> http://blogyagmuru.blogspot.com/ <<<
Ben cok konusanlardanim
Akilli sanilanlardan yani
Ve iste,
hayata tokat atmak uzere elini kaldirmis o kizin tam karsisinda bagirip cagirdigi kisiyim
Hakli
Dakikalarca kendime olan sevgimi anlatirim
Sizi umursamam
Tum gece uzerime kusar,
en de beni sevenlerin uzerine
Aslen SEvmem yani onlari
Ve sigaramdan kalinlasmis kul tabakasi uzerime dokulur her sevgisiz cekiste
Ah!
Yine yaktim canimi..
Halbuki inanin iki gram nikotindi aslinda varligim
Uyumak isteyenleri uyustururdum B
elki de bundan tanidigim en uyusuk insan olmustum
Al iste!
Yine bagirdi bana kizil sacli surtuk!
`Iyi de banane~!`
Iyi de bananesi mi kaldi anlattiklarimin. Sictigimin dunyasinda sana ne kaldi ki gercekten?
Kendimi kaybedecekmisim once
Zirva!
Ben hic buldugumu iddia etmedim ki
Bak bak!
Evi dagitacakmisim toparlanmali dolu terk edisler icin.
Gelin buyrun evime
benim Ruhumu hic toplu goren oldu mu sahi?
Sunun oturma odasinda banyo yapiliyor' yatak odasinda yemek pisiriliyor' ayakkabasindan corba iciliyor diye ciglik cigliga kosusturdugunuz gunleri hatirliyorum ama
Cok konusuyor diye uzaklara baktiginiz
icinize hakkimda kufurler yagdirdiginiz
sussun artik diye her kelimeme sinirlendiginiz
ama gulumseyerek ani gecistirdiginiz gunleri
Cok susuyor diye karizmatik sandiginiz
Bilgeligi dilsizlere yapistirdiginizi y S
Hatirliyorum..
Durun bir firt daha alayim hayattan.
hem
Uzatmayin namuslu ayaklarini
Hepiniz hayat kadinisiniz iste!
GEcmis bir guzel uzerinizden gecmis
Karisik gunlerinizi cikarin simdiki zamaninizdan
elinizde bir hic kalacak
0
Eminim!
EFendim?
Intihara meyilli degilim evet
ve icim bir bok bocegi larvasi kadar curuk
Yanima yaklasanlar benden kaciyor
sebebi bu
koku
kendi kokusunu bulamayan kahramaniyim ben Suskind`in
cunku yok..
cunku uzerime surunduklerim birer les
birer olu kokuyorum
cunku dislerimin arasinda kurbanlarimin parcalari var
Siz hic les kokan bir tazelik gordunuz mu?
Iyy
igrenc degil mi?
\\
Siz daha igrencsiniz aslinda!
Al iste!
Konusmayi birakti kizimiz
VAzgecti benden
Her zamanki gibi usendi umutlu takilmaya
e dogal olarak mutlulugunu da yitirdi
Sirnasmaya basladi bir baska pezevenke!
IStanbul`una
BU gece ruhlari pazarlayan bir hergele istanbul
ve simdi
pazarlayacagi ruhu oldurup musterisinin koynuna girecek kadar da kepaze!
Hadi susun pislikler!
yine kendimi size sevdirecegim gun agirir agirmaz
unutacaksiniz tum cilvelesmeleri
acilari
haykirislari
vazgecisleri
asklari
gecmisi
kalem kokusunu
olumu
gizli gizli opusmeleri
ama once
bir italyanca pkap bulmaliyim tavan arasindan
pus kokan odama
sarap tadinda aksin melodi
ruhsuzlara selam olsun
ve ruhlari sad olsun
Ben cok konusanlardanim
Akilli sanilanlardan yani
Ve iste,
hayata tokat atmak uzere elini kaldirmis o kizin tam karsisinda bagirip cagirdigi kisiyim
Hakli
Dakikalarca kendime olan sevgimi anlatirim
Sizi umursamam
Tum gece uzerime kusar,
en de beni sevenlerin uzerine
Aslen SEvmem yani onlari
Ve sigaramdan kalinlasmis kul tabakasi uzerime dokulur her sevgisiz cekiste
Ah!
Yine yaktim canimi..
Halbuki inanin iki gram nikotindi aslinda varligim
Uyumak isteyenleri uyustururdum B
elki de bundan tanidigim en uyusuk insan olmustum
Al iste!
Yine bagirdi bana kizil sacli surtuk!
`Iyi de banane~!`
Iyi de bananesi mi kaldi anlattiklarimin. Sictigimin dunyasinda sana ne kaldi ki gercekten?
Kendimi kaybedecekmisim once
Zirva!
Ben hic buldugumu iddia etmedim ki
Bak bak!
Evi dagitacakmisim toparlanmali dolu terk edisler icin.
Gelin buyrun evime
benim Ruhumu hic toplu goren oldu mu sahi?
Sunun oturma odasinda banyo yapiliyor' yatak odasinda yemek pisiriliyor' ayakkabasindan corba iciliyor diye ciglik cigliga kosusturdugunuz gunleri hatirliyorum ama
Cok konusuyor diye uzaklara baktiginiz
icinize hakkimda kufurler yagdirdiginiz
sussun artik diye her kelimeme sinirlendiginiz
ama gulumseyerek ani gecistirdiginiz gunleri
Cok susuyor diye karizmatik sandiginiz
Bilgeligi dilsizlere yapistirdiginizi y S
Hatirliyorum..
Durun bir firt daha alayim hayattan.
hem
Uzatmayin namuslu ayaklarini
Hepiniz hayat kadinisiniz iste!
GEcmis bir guzel uzerinizden gecmis
Karisik gunlerinizi cikarin simdiki zamaninizdan
elinizde bir hic kalacak
0
Eminim!
EFendim?
Intihara meyilli degilim evet
ve icim bir bok bocegi larvasi kadar curuk
Yanima yaklasanlar benden kaciyor
sebebi bu
koku
kendi kokusunu bulamayan kahramaniyim ben Suskind`in
cunku yok..
cunku uzerime surunduklerim birer les
birer olu kokuyorum
cunku dislerimin arasinda kurbanlarimin parcalari var
Siz hic les kokan bir tazelik gordunuz mu?
Iyy
igrenc degil mi?
\\
Siz daha igrencsiniz aslinda!
Al iste!
Konusmayi birakti kizimiz
VAzgecti benden
Her zamanki gibi usendi umutlu takilmaya
e dogal olarak mutlulugunu da yitirdi
Sirnasmaya basladi bir baska pezevenke!
IStanbul`una
BU gece ruhlari pazarlayan bir hergele istanbul
ve simdi
pazarlayacagi ruhu oldurup musterisinin koynuna girecek kadar da kepaze!
Hadi susun pislikler!
yine kendimi size sevdirecegim gun agirir agirmaz
unutacaksiniz tum cilvelesmeleri
acilari
haykirislari
vazgecisleri
asklari
gecmisi
kalem kokusunu
olumu
gizli gizli opusmeleri
ama once
bir italyanca pkap bulmaliyim tavan arasindan
pus kokan odama
sarap tadinda aksin melodi
ruhsuzlara selam olsun
ve ruhlari sad olsun
Kaydol:
Yorumlar (Atom)